19 Nisan 2019 Cuma

GERİ DÖNÜŞÜM KUTUSU

Duygudurum kontrolü coğrafyamızda en büyük meselelerdendir. Hatta en kritik anlarda yenilgilerimize sebep olduğundan “genelde” en büyük meseledir desek yanılmış olmayız. En ufak günlük fırtınada sarsılan, şaftı kayan, ağzı yüzü yamulan insanların oluşturacağı sözde toplulukların teknoloji ve hız dünyası karşısında ciddiye alınacak bir iddiaları olamaz.

Duygudurum kontrolünden bihaber altkültürün lidercikleri kartondan bıçakları yoğurttan düşmanlara sapladıkça kendilerini o noktaya getiren vasıfsız yığınları bir yere kadar kandırabilirler ama görüyoruz, maalesef daha da çok göreceğiz, açlık, yoksulluk, en basit ihtiyaç maddelerinin bile üretiminden acizlik bu büyük yalanı kırk parçaya yırtıp, tarihin çöp sepetine atacaktır. Ahmakların bile pek azı dışında kimsenin reddedemeyeceği şekilde; geriye pişmanlık dolu sevimsiz bir dönem fotoğrafı kalacaktır.

Duygusal olmak sorun değildir. İnsan duygularıyla beşer olur. Beşer olmayan da kul olamaz. Mesele, duyguların aklı kapatmasına engel olmayı başarmaktır. Bu da çetin bir eğitim süreciyle ulaşılan bir haller bütünüdür. İnsan, aklını kullanmazsa Allah onun üzerine pislik yağdırır. Bunu günlük dekorda, fert planında da anlamak lazım.

İşler ters gider, güdümsüzlük, “kötü şans”, bereketsizlik, sıkıntılar, verimsizlik, karizmasız anlar, dakikalar peş peşe takılarak bütün bir ömrü siyaha boyar. Dünyayı siyaha boyamamak lazım. Gökkuşağının bütün renkleri bir arada güzeldir. Tek bir rengi ötekilerin önüne çok çıkarmamak lazım. Bu arada, ne ak, ne yeşil hiçbirisi “sistem fikri”nin rengi değildir. Sistem fikri renksizliğin rengiyle kendini gizler. Gerçek bir barış, bizim dilimizle: “Büyük Huzur”, cart renklerle toplumun gözünü, aklını, beynini yorup durmaz. Onun için kuleleri ışıklandırıp, kubbeleri yeşile boyamak akıl işi değildir. Zaten o yüzden üzerimize tonlarca pislik yağmakta değil midir? O sebepten mümkün mertebe minimalizm tavsiye ediyorum. Ne yapılıyorsa çok göze batmadan, sapasağlam, tertemiz, ince fikirle, en zeki yöntemlerle, sözün en güzeliyle yapılmalıdır. O kadar sıkı, o kadar disiplinli çalışmalıyız ki işlerimiz en güzel mısralar suretinde göğe yükselebilsin.

Sözlerim okuyanlara ümit vermeli düşüncesiyle eklemeliyim ki: çöp kutusuna atılmakta olan dönem, tarihin en büyük kaynak israfının bir sureti olacak. Bu büyük israf; insan israfı, zaman israfı, kaynak israfı, fikir ve ne kadar güzel niyet varsa onun istismarını içeriyor. Buna karşı, bu büyük kötülüğe, bu büyük almazlık, bu berbat gayrı-farkındalık sorununa karşı ne yapılabilir! Yani bilmiyorlar, daha kötüsü bilmediklerini de bilmiyorlar. Bir siz mi biliyorsunuz? Maalesef öyle. Keşke öyle olmasaydı. Keşke bu kadar yalnız olmasa idik diyenlere de ümit verici sözüm şudur: Tarihin “çöp sepeti”ne giden bu dönemden kurtarabildiğimizi kurtarmamız mümkündür. Aynı tarihin bir de “geri dönüşüm kutusu” var. Ne işe yaradığı belki bir sihir, belki bir sosyal “kuantum dolanıklık”la ifade edilebilecek bu geri dönüşüm kutusu, fütüvvet ehlinin mevcut fukaralıktan bir zenginlik, mevcut korkaklıktan bir imparatorluk ortaya çıkarmasının verimli “kara delik”idir.

Almazlığı, tembelliği, ahmaklığı içine çekip; bereket, verim, büyük bir huzur olarak toplumuna ve ilerleyen aşamalarda bütün dünyaya iade edecek bir akışı müjdeliyorum. Akışı sağlayan da omuz omuza veren, duygudurum kontrolü şampiyonu ekiplerin beraber koşusudur.
Ahmet KUBİLAY


https://twitter.com/AhmetKubilay_ | https://www.facebook.com/AKubilayB

İKİ SEÇENEK: YENİ ZİHİN VEYA KÖTEK

“Çin halkı, herhangi bir yabancı gücün kendisine zorbalık etmesine asla izin vermeyecektir. Bunu denemeye cesaret edenler kafalarını çelik b...