3 Mayıs 2019 Cuma

KENDİ GÖBEĞİNİ KENDİ KESMEK

Hangi isimlendirme, sıfatlandırma kime nasıl hoş görünürse görünsün umurumda değil; Fransız İhtilali'nin kavramlarıyla kendimi tanımlamayı reddediyorum. Westfalya Barışı'nın bize yansıması olarak, 1600'lerden itibaren ülkemizde var olan bütün kanallar, su olmaya karar verip akanlar için önceden kazılmış tuzaklı yerlerdir. İyi niyetle yapılan her iş nihayetinde o barajlarda toplanıp, dışarıya yarayan enerjiler olarak yine bize, bu millete karşı dönüyor. İş ve mahsul verimini yükselttiğiniz tarla eğer başkasına aitse kâr ve kisp de onların hanelerine yazılacaktır. Dünyadaki siyasi hareketlerin bire bir yansıması şeklinde kurgulanmış her "işler toplamı" ancak yine dışarının kazanç defterine kayıtlı, bizim zararımıza kazançlar olacaktır. İstediğiniz kadar millilik iddia edin, takip ettiğiniz izlek, söylem kalıbı, içinde ne olursa olsun öz itibariyle dünyadaki, aslında tek elden örgütlenmiş, tek bir çatı altındaki farklı odaların kurumu, kuruluşu olacaktır. Boşuna kürek çekmeye gerek yok.

Memleketimizdeki bir araya gelişler biraz şuna benzetilebilir: Bir şehirde sel tehlikesi var. Bir grup "önde gelen", etrafına iyi niyetli, vatan memleket savunmasına iştiyaklı insanı topluyor ve onlarla beraber bir mühendislik formülünü yüksek sesle tekrar ediyor. "Söylediklerimi yüksek sesle tekrar et!". Böyle formül tekrarlayarak ortalıkta dolaşıyorlar. Mitingler yapıyorlar, gösteriler düzenliyorlar. Bunlara muhalif olanlar da seli daha etkili engelleyeceğini düşündükleri başka formüller ortaya atarak bir araya geliyor. Onlar da bol bol ses çıkarıyorlar. Herkes meseleyi bir tarafa çekerken bütün bu hır gürün ortasında; bir gün sel gelip, şehrin yarısını uçuruyor. Sonrasında yine mitinge, protestoya, gösteriye, formülü konuştukları kitapları yazmaya, konuşmaları yapmaya devam ediyorlar. Aralarından biri çıkıp da "baraj yapalım" demiyor. Bu en az dört asırdır böyle.

Randevu sadakati yok. Çalışkanlık, iş verimi, zekice ekip çalışması yok. Basit hesaplar almaz bir altkültür, biteviye devam eden birbirine düğümlenerek insanı hiçbir yere götürmeyen yollar var. Gerçekten yürüyen bir toplum için gereken örgütlülük seviyesi mi, o da ne, yok! Kıyas yok, muhakeme yok. Yok oğlu yok. Ne var? Bol bol goy goy var.

Er odur ki kendi mecraını kendisi kazsın. Ne yapılacaksa bütünüyle bu topraklarda zamanında gayet tıkır tıkır işlemiş, şimdi de çok rahat işleyebilen öz fikirlerle ve tekniklerle, zaten fazlasıyla var olan imkanlarla yapılmalı. Fütüvvet idraki, kahramanlık seviyesinde çalışma temposu ve bereket hâliyle; şu içinde kaybolunan yalan dünyanın da bir alt katındaki hakikatsiz "büyük yalan"ı yırtarak, gerçek bir gelecek inşa etmeli.

Elinden kör atın yem yemediği yalan, senden kurtulacağız.
Ahmet Kubilay

2 Mayıs 2019 Perşembe

BEN NEDEN KORKUYORUM Kİ?

"Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Yiğit Bulut'tan bomba NBŞ (Nişasta bazlı şeker) açıklaması geldi. İçinde NBŞ olan ürünleri (Nişasta bazlı mısır şurubu şekerli) almayın çağrısı yapan Yiğit Bulut 'Bunu dediğim için beni öldürürler' dedi. Yiğit Bulut NBŞ ifşası ile günün adamı oldu."
23.2.2018 - Medyalar


Çarşı pazardan korkuyorum. Meyvelerden, sebzelerden, kutulanmış ürünlerden korkuyorum. Süt tozuna su ve çeşit çeşit kimyasallar katılarak üretilmiş sütten, antibiyotik yüklenerek şişirilmiş tavukların etinden, besmelesiz kesildiği aşikar olan gram yağsız, ciğer tadan angus ve Polonya, Sırbistan kırmızı etinden, glikoz şurubu ve / veya nişasta bazlı şekerle yapılmış baklavalardan, bisküvilerden, şekerleme, lokumlardan korkuyorum. Değirmende kepeğinden özüne, her şeyi alınmış da geriye posası bırakılmış undan yapılmış ekmekten de korkuyorum. Ama bunlardan çok, en çok bunları zerre dert etmeyen, hatta bu büyük varoluş, var kalış sorununun varlığından haberdar olmayan sözüm ona gayretli davakâr nabekarlardan korkuyorum. Bu hudutsuz kibir, nihayetsiz cehalet, nobranlık, herzevekillik ve gevşeklikten ürküyorum.

Eyy bunları umursamayan ademoğlu, hadi senin yediğini içtiğini geçtik, çoluk çocuk, sabi sibyanın bunları yemesinden, içmesinden korkuyorum. Bu az bir sorun mudur? Bunun bugün ve geleceğimizle, varlığımızın sağlığı ve selameti açısından, hiç mi ilgisi, önemi yoktur?

Çarşı pazardan korkuyorum. Geziyorum, tozuyorum, oralarda selamet, teslimiyet, bir barış göremiyorum. Bu umursamazlıktan, bu sessizliğin getireceği fırtınadan korkuyorum. Dine inananlar Allah'ın gazabı diye bakabilirler, inanmayanlar da sosyoloji, tarihin tekerrürü, keserin, sapın dönüşü diye düşünebilirler; bu gidişatın bizi götüreceği berbat halden endişe ediyorum.

Çatal batırılınca yumurta gibi dağılan tavuğun göğsünde, yedikçe ağız tadını bozan, "afedersiniz" şeker mi, meker mi, nedir nesebi belli olmayan şeylerle doldurulmuş gıdalarda, satın alındıktan daha birkaç saat sonra içi geçen, tuhaf bir kuruyuşla kuruyan ekmekte ve ne yiyor içiyorsak yediğimiz içtiğimiz bu şeylerin gerçeğe olan uzaklığında, sahteliğinde şu çokça bahsedilen İslamı, Müslümanı arıyorum; bulamıyorum. Bazen kendi adıma, bazen şu kalabalık "onlar" adına korkuyorum. Zaten bu işin kökten çözümü "onlar"ı net bir bilişle, kartondan dekor ve krapon kağıdından erat hükmünde görüp, başka bir kavim inşaındadır. Bunu bilince, bunu düşününce, bu hususta doğru okuma yolunda sayfa sayfa ilerledikçe korkumu unutuyorum. Hatta korkum bir kahraman cesaretine dönüyor. Umutlanıyorum.

Kitabın tam ortasında yer alan "ekini ve nesli bozan bozguncudur" manasına taşıyıcı olmak hususunda Mahşer Gününün Sahibi'ne adeta meydan okuyan kimselerin o gün geldiğinde aralarında kalarak hesaba çekilmekten, ve o güruhun halinden, akıbetinden korkuyorum. Bu da tarihe ve ehline düşülmüş bir not olarak kayda geçsin. 

Bu sessizlik... Hep aynı kısırdöngüde aslında kendi hali hazır günü dışında hiçbir meselesi ve derinliği olmayan bir dünyaya ve onun ön-primat "kendine rol verilenler"ine en güzel cevap; "hiçbir şeyden korkmasaydınız, size hiçbir şey zarar veremezdi" talimatına derinden, kalpten, en sağlam gayretlerin dokunduğu bir ağlar ağı, ballar balı düzen, sistem fikri içinde bağlı kalarak, korkusuzca yürümeye devam etmektir. Ben niye korkayım ki!

İKİ SEÇENEK: YENİ ZİHİN VEYA KÖTEK

“Çin halkı, herhangi bir yabancı gücün kendisine zorbalık etmesine asla izin vermeyecektir. Bunu denemeye cesaret edenler kafalarını çelik b...